Tanıştığımıza memnun oldum Baba.

Şuan bu satırları Stuttgart Vaihingen‘den  yazıyorum. Babamın doğduğu, büyüdüğü, küçüklüğümden beri ondan çokça dinlediğim hikayelerin geçtiği yerden. Okul 2 haftalık Christmas tatiline girince fırsat bildim, geldim.

Her kız için babası özeldir, her kız evlat babasına düşkündür, ilk aşkı ve muhtemelen ilk kahramanıdır. Benim için de durum farklı değil. Ama babamı çok sevmekle, tanımak arasında fark olmalıydı. Adım attığı yerlerde adım atmak, birlikte büyüdüğü insanları, hayatında iz bırakanları ve hayatında iz bıraktıklarını görmek, babama gerçekten yakın olmak yani büyümek istedim. O yüzden okuyacağınız hikaye benim babamı tanıma hikayem.

Annesini bir yaşına bile gelmeden kaybetmiş babam, midesinden hastalanmış sonra da vefat etmiş. Zira ozamanlar tıp bu kadar ileri değilmiş. Böyle anlatıyor büyükler. Almanya’ da doğmuş, 10 yaşlarına kadar üvey anne elinde bolca dayakla büyümüş, sanırım bu yüzdendir ki hayatım boyunca tek bir fiske bile yemedim ondan. Bebekken çocuk felci geçirmiş, ayağında ben bildim bileli protezi var. Hangi bacağında olduğunu sorarsanız önce bir düşünür öyle cevap veririm, çünkü bilmem, raporlarda %70 özür yazan durumu ben hiç  hissetmedim. İlkokulun bir kısmını almanyada okumuş, o yüzden almancası yıllar geçmesine rağmen mükemmel. Almanca konuşan bir turiste rasladığımızda neden bu kadar keyifle konuştuğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Çocukken öğrendiğiniz bir dili pratik etmekten, anılarınıza gitmekten daha keyifli ne olabilir ki ? Okumaya devam…

Anlaşmak için kelimelere ihtiyacımız var mı ?

IMG_20151205_185734

Arada yazılmakta olan uzun bir gezi yazım var, Kasım ayı içindeki Lisbon – Faro – Sevilla – Merida – Porto turundan. Ancak oldukça uzun ya da dizi halinde bir yazı olacağı için tamamlanması zaman alacağa benziyor. Şuan Porto’ya 100 km kadar uzakta, Duoro nehrine yakın bir yerdeyim. Porto’nun hayatım boyunca unutmayacağım özelliklerinden biri olan aşırı virajlı, bol iniş çıkışlı yollarını geçerek geldik.

Okulda tanıştığım arkadaşım Salete ve eşi Tony’nin daveti ile ailelerinin evindeyim. İki gün için hem rahatça çalışıp hem de kafa dinleyebileceğimi söylediklerinde çok inanmamıştım. Şuan bilgisayarımda sadece 1 tane SSID görüyor olmam bana yakın çevrede hiç komşu olmadığını gösteriyor, bu yüzden de wifi şifreleri yok :) Gerçekten de oldukça büyük bir arazinin içindeki tek ev. Evin babası(Carlos) eve ait her detayı kendi tasarlamış ve elleriyle yapmış – masalar, dolaplar, sandalyeler dahil -tabii ki eşiyle birlikte. İyi bir ahşap ustası ve aynı zamanda arazinin işletmesini yapıyormış.  Geldiğim ilk andan itibaren beni gerçekten çok sıcak karşıladılar, uzunca bir zaman sonra ilk defa bir geceyi ailemin hasretini en az duyarak geçirdim. Ev yapımı enfes bir pizza yedim, beğendiğimden emin olmak için ilk lokmadaki tavrımı izlemeleri görülmeye değerdi sanırım. Yapılışını izlemediğim için çok fena pişmanım hatta! Üzerine kendi yaptıkları yağ ve ekmekten ikram ettiler, hatta bütün gecem hem hikayelerini dinlemekle hem de kendi ürettikleri hemen her şeyin tadına bakmakla geçti. Yemek sonrası evin kardeşimle yaşıt oğluyla(Nuno) sohbet ettim, bizdeki meslek lisesine denk bir meslek okulunda elektrik – elektronik okuyor abisi mühendis olmak istiyormuş. Kardeşimi özledim! Okumaya devam…

Biraz da güzel şeyler :)

Başıma gelen aksilikler ilk yazıyla son bulmadı :D Ama ben biraz da güzel şeylerden bahsetmek istiyorum. Zira evrene güzel enerji vermek gerek!

Portekiz insanları” diyerek konuya giriyorum.Büyük şehir/ küçük şehir farkı dünyanın neresine giderseniz gidin aynı olsa gerek. Burada bir de kuzey ve güney portekiz olarak da ayrılıyor. Kuzeydeki insanlar kendilenin gerçek ve iyi portekizliler olduklarını düşünüyorlar. Okumaya devam…

Yummyy…:)

365670-pastel-de-nata

Baktım yaptığım yemekleri paylaşamıyorum bari denediğim yeni tatları yazayım dedim, böylece kategoride 2 tanecik yazı olarak kalmaktan kendini kurtarsın ve anlam kazansın.

Geldiğim ilk hafta sonu Ribeira’da enfes bir balık yedim (Salamon Fish – sanırım somon balığı) ancak onun bulunmaz olduğunu düşünmüyorum, sadece leziz pişmiş bir balıktı. Benim derdim Pastel de nata ve Bacalhau ile…

“Pastel ne nata” diye yazılır “paşta de nada” diye okunur efem :) Asıl olarak Lisbon’ da ve sadece bir üretim yerinde patenti bulunan tatlı dışı milföy hamurunu andıran içi de bana kalsa muhallebi diye adlandıracağım bir tat içeriyor. Ama içeriğinde her ne varsa kendinizi durdurmadan sürekli yemek istiyorsunuz. Yalnız her yerde güzel olanı bulunmuyor, özellikle taze ve bizim kazandibini andıran üstü yanmış olanlardan olacak. Onu da merkezdeki Porto Üniversitenin yanından inen dar sokaktaki şuan adını unuttuğum ama hatırlayınca hemen yazacağım kafede bulmanız mümkün. Okumaya devam…

Neredeyse 21 Gün!

Ribeira-do-porto

Kadim bir dostun “Yazılarını okudum, hani düzenli blog yazacaktın, öyle yazmıştın ?” sorusu ile dün bir silkelendim kendime geldim. Bir insanın bir değişikliğe ya da yeni bir yere alışmasının bilimsel açıdan da 21 gün olduğunu okumuştum. O yüzden buraya alışmak için kendime verdiğim zamanı 21 güne çıkarmak fena olmadı, zira kolay adapte olan bir insan olduğumu sanıp 1 hafta hadi taş çatlasa 2 demiştim, o işler öyle olmuyormuş işte. Her yeni yurt dışı yeni bir baştan başlayış ve deneyim olabiliyor! Okumaya devam…