‘Kimse bulunduğu yeri beğenmez’ diyor makasçı Küçük Prens’e sayfa 122’de… Bu sabah hatırı sayılır bir süredir gittiğim spor salonunun ortak çalışma alanında köşe kapmaya çalışırken aklıma geliverdi bu cümle.
2020’nin henüz başları ve ben deneme dönemini yeni geçtiğim işime gidip gelmek için her gün tek yön 1 saat 20 dakika gibi bir tren yolculuğu yapıyorum. İngiltere’nin trenlerini bilenler varsa, en stabil olmayan, bol gecikme ve bol iptallerin olduğu bir tren sistemi olduğunu bilir. Özellikle soğukta gidip gelmek bir işkenceye dönüşmüş durumda. Şirkete başlarken denemeyi geçince şehir değiştirip değiştirmeyeceğimi daha iş görüşmesinde konuşmuşuz ve ben çok sevdiğimiz nehir kenarındaki evimizden vazgeçmeyi, yine çok sevdiğim başka bir şey olan işim uğruna göze almışım.
Çok da kısa olmayan ev aramaları sonucu bize uygun olduğunu düşündüğümüz bir evi tutuyoruz. Ben artık işe yürüme mesafesindeyim, eşim ise uzaktan çalışıp haftada 1 gün gidip gelmek için şirketi ikna etmiş — evet eskiden bunun için şirketleri ikna etmemiz gerekiyordu 🙂 —.
Şubat 2020’de taşınıyoruz ve benim işe yürüyerek gidip gelme hayallerim sadece iki hafta sürebiliyor.
2 hafta sonra Covid tüm dünya gibi İngiltere’yi de ele geçiriyor ve biz evden çalışmaya başlıyoruz.
Şirkette uzaktan çalışmaya en zor adapte olan benim; tam 6 ay sürüyor adaptasyonum ama sonra geri dönmek isteyen de ben oluyorum 🙂
Derken araya hamilelik ve annelik giriyor. O ya da bu şekilde 2020’nin başından beri özellikle bizimki gibi uzaktan yapılabilen işlerde hızlı bir dönüşüm oluyor; kimse ofise gitmek istemiyor. Çünkü her gün işe gitmek maddi olarak da, yorgunluk olarak da ciddi bir külfet getiriyor. Ama bu durum beraberinde hareketsizlik, sosyalleşmemek, takımdan uzakta yalnız hissetmek ve problemlerin bazen daha uzun zamanda çözülmesi gibi handikapları getiriyor.
Bunları aşmak için bu sefer dışarıda çalışmaya başlıyoruz çünkü daha verimli hissettiriyor. Son zamanlarda ise ortak alanlarda, kafelerde, ortak çalışma alanlarında çalışan insanların oluşturduğu ilginç bir kalabalık var. Evimizin rahatını terk etmek ve yola para harcamamak için gitmeye tabiri caizse üşendiğimiz ofisler yerine kafe köşelerinde, spor salonu dahil hemen her ortak çalışma alanında çalışıyor olmamız — ve muhtemelen benzer şekillerde paralar harcamamız — bana tam bir ironi gibi geliyor 🙂
Bana gelince… uzaktan çalışmaya artık çok alışkınım, ama bazen yan yana bir takımda olmayı çok özlüyorum. Aynı zamanda artık trenlerde saatlerimi harcayarak işe gitmeyi anlamsız buluyorum. Hem kalabalıkta olmak istiyorum, hem de isteyince yalnız ve odakta çalışabilmeyi.
Sahi insan tam olarak ne zaman içinde bulunduğu durumdan memnun oluyor?
Belki de makasçı haklıdır 🙂
Kocaman sevgiler.
